Tek Seçenek Kaldığında: Mecburiyetin İçinde Karar Vermek
Önünüzde tek bir yol kaldığında iş seçmek değil, o yolu iyi yürümektir. Seçeneksizlikle çalışmanın pratik yöntemleri.
Bora Tanyel 4 dk okuma
Karar vermeyi anlatan metinlerin çoğu bolluk varsayar: önünüzde birkaç yol vardır, ölçütleri belirlersiniz, en uygun olanı seçersiniz. Oysa hayatın epeyce büyük bir bölümünde tablo böyle görünmez. Bazen elde tek bir yol kalır. İşin teslim tarihi değişmez, taşınmak zorunludur, tedavi programı bellidir, bütçe tek bir tercihi mümkün kılar. Bu durumda yapılacak iş seçmek değil, seçilmiş olan yolu iyi yürümektir. Ve bu, bambaşka bir beceri ister.
Seçeneksizliği kabul etmek neden zordur
Zihin, tercih edebilme hissine bağlıdır. Elimizde bir alternatif olduğunu bilmek, o alternatifi kullanmasak bile rahatlatır. Bu his kaybolduğunda ilk tepki genellikle inkârdır: olmayan seçenekleri aramaya, geçmişte kaçırılmış fırsatları tekrar tekrar gözden geçirmeye başlarız. Bu arayış bir noktaya kadar faydalıdır; ama uzadığında asıl yolun üzerinde harcanacak zamanı yer.
Burada işe yarayan basit bir ayrım vardır: durumun gerçekten seçeneksiz mi olduğu, yoksa diğer seçeneklerin sadece maliyetli mi olduğu. Çoğu zaman ikincisi geçerlidir. Alternatif vardır ama pahalıdır, yorucudur, sevilmez. Bunu açıkça adlandırmak insanı rahatlatır; çünkü o zaman "çaresizim" cümlesi yerine "bu bedeli ödemeyi tercih etmiyorum" cümlesi geçer. İkincisi, kontrolü kişiye geri verir.
Yol tekse enerji nereye harcanır
Seçenek varken enerjinin büyük kısmı karşılaştırmaya gider. Seçenek yokken bu enerji serbest kalır ve doğru yönlendirilirse uygulamaya akar. Tek yolun ayrıntılarını çalışmak, adımları sıraya koymak, aksayacak noktaları önceden düşünmek burada asıl iş haline gelir. Kararı tartışmayı bırakan kişi, çoğu zaman aynı işi daha hızlı ve daha az hatayla bitirir.
Bunun için kararı bilinçli olarak kapatmak gerekir. Kendinize "bu konu artık tartışmaya açık değil, bugünden itibaren nasıl yapacağımı konuşuyorum" demek küçük ama etkili bir eşiktir. Zihin, açık bırakılan kararlara sürekli geri döner; kapatılmış kararlar ise arka planda yer kaplamayı bırakır.
Mecburiyetin yarattığı yaratıcılık
Kısıt, çoğu zaman düşünmeyi keskinleştirir. Sınırsız imkân varken insan alışılmış çözümü seçer; imkân daraldığında ise gerçekten yeni bir yol aramak zorunda kalır. Elinde tek araç kalan kişi, o aracın bilmediği kullanımlarını keşfeder. Zamanı kısıtlı olan kişi, işin gerçekten gerekli olan çekirdeğini görür. Bu yüzden zor koşullarda çıkan çözümler, rahat koşullarda çıkanlardan daha sade olur.
Yaratıcılığı tetiklemenin pratik bir yolu, kısıtı düşmandan çok çerçeve olarak tanımlamaktır. "Param yok, o yüzden yapamam" ile "elimdeki bu kadar, bununla hangi biçimde yapılabilir" cümleleri aynı gerçeği anlatır ama zihni bambaşka yerlere götürür. İkinci cümle çözüm aramayı sürdürür, birincisi kapıyı kapatır.
Zorunlu yolda motivasyonu ayakta tutmak
İnsan, kendi seçtiği işe daha kolay sarılır. Seçmediği bir yolda ilerlerken motivasyon hızla düşebilir. Burada işe yarayan şey, süreç içinde kendi payınıza düşen küçük tercihleri görünür kılmaktır. Yolu seçemiyor olabilirsiniz; ama hangi saatte çalışacağınızı, hangi sırayla ilerleyeceğinizi, kiminle birlikte yapacağınızı çoğu zaman seçebilirsiniz. Bu küçük tercih alanları, mecburiyetin içinde bile bir sahiplik duygusu üretir.
İkinci bir destek, süreyi tanımlamaktır. Belirsiz süreli zorunluluk yorucudur; sonu görünen zorunluluk taşınabilir. "Bu düzen üç ay sürecek, sonra yeniden bakacağım" demek, aynı yükü hafifletir. Süre gerçekten belirsizse, en azından bir gözden geçirme tarihi koymak benzer işi görür.
Bağımlılığın farkına varmak
Bugün seçeneksiz kalmış olmak, çoğu zaman geçmişte yapılmış bir tercihin sonucudur. Tek bir gelir kaynağına, tek bir kişiye, tek bir beceriye bağlı kalan kişi, bir gün kaçınılmaz olarak mecburiyetle karşılaşır. Zor dönemi atlatırken bunu suçlama konusu yapmak fayda getirmez; ama dönem geçtikten sonra sakin bir değerlendirme yapmak değerlidir. Hangi bağımlılık beni bu noktaya getirdi ve bunu zamanla gevşetmek mümkün mü?
Bu soruya verilen yanıtlar genellikle uzun vadelidir: yeni bir beceri öğrenmek, ilişkileri genişletmek, tek merkezli bir düzeni kademeli olarak dağıtmak. Hiçbiri bugünün sorununu çözmez, ama gelecekte benzer bir sıkışmanın şiddetini azaltır.
Kapanış: mecburiyetin bıraktığı şey
Seçeneksiz kalmak hoş bir deneyim değildir ve olduğundan daha iyi göstermeye çalışmak gereksizdir. Buna karşılık bu dönemler, insanın kendisi hakkında öğrendiği şeyler bakımından yoğundur. Nelerden gerçekten vazgeçebildiğinizi, baskı altında nasıl davrandığınızı, hangi alışkanlığın taşıyıcı hangisinin süs olduğunu genellikle burada görürsünüz.
Zor bir dönemden çıkan kişiye kalan şey çoğunlukla bir başarı hikâyesi değil, daha sade bir ölçüdür: neyin gerekli neyin fazla olduğunu bilmek. Bu ölçü, seçeneklerin yeniden çoğaldığı günlerde de işe yarar; çünkü seçim yapmayı kolaylaştıran şey, çoğu zaman zorunluluk günlerinde öğrenilmiş olan sadeliktir.